Feb 272011
 
Peder Mateusz  bisikleti ile

Peder Mateusz bisikleti ile

Dil açısından faydalı olacağı inancı ile her gün yarım saat televizyon izlemeye çalışıyorum geldim geleli. İstanbul’ da iken hayatımızdan vakit çalacak diyerek evimize televizyon sokmamıştık, Polonya’ da ise haber, haber programı ve kimi dizilere göz atar oldum, büyük bir kısmını hala anlamıyorum ama kulak dolgunluğu iyidir diyerek oturuyorum karşısında. Bayram değil seyran değil, ne oldu da yazmaya başladın bu karakterlerden, dizilerden ve televizyon kanallarından diye soracaksınız.

Dizilerin birinde ana karakter olan peder Mateusz ve bisikletli hayatı bu yazının gerekçesidir diyebilirim kısaca. “Ojciec Mateusz” buradaki popüler dizilerden bir tanesi. Aslen İtalyan televizyonu Rai1 için çekilen Don Matteo isimli dizinin Polonya versiyonu diyebiliriz Peder Mateusz’ a. Fransa, İspanya, Slovenya ve Finlandiya diziyi tercüme etmeyi tercih etmişken, Polonya kendi yapımını üstlenmiş.

İtalyan meslektaş Don Matteo

İtalyan meslektaş Don Matteo

Dizinin aslında Don Matteo rolünü üstlenen kişi ünlü İtalyan aktör Terence Hill. Kendisini birçok western filminde gördükten sonra bu son karakterine alışmak zaman alsa gerek diye düşündüm. Daha önceleri elinde silah, haklı ya da haksız, birçok insanı rol icabı öldürmüş bir kovboyun sütten çıkmış ak kaşık olabilmesi ne de olsa hafızalarımızdaki imajların ne kadar hızlı yer değiştireceğine ya da silineceğine bağlı çünkü. Ufak bir kasabada (ki iki dizide de tarihi ve güzel iki mekan seçimi yapılmış) çekimleri gerçekleştirilen bu diziler konu bakımından oldukça zenginler, yani her bölümde başka bir olay gelişip bitiveriyor. Peder de işini gücünü bırakıp bu polisiye olayı, cinayeti ya da herhangi başka bir suçu polislerden önce çözebilmeye çabalıyor ya da bazen onlara yardımcı oluyor. Dizi boyunca pederi kilise de asli görevini icra ederken göremiyorsunuz bile neredeyse. Ayrıca Mateusz dizi içerisinde ulaşımının büyük bir çoğunluğunu bisiklet ile gerçekleştiriyor ya da sahnelerin en az birkaç tanesinde bisiklet ile görüyorsunuz. Benim hoşuma giden ve ilgimi çeken; tam olarak buydu zaten. Bir pederin toplumsal kanat lideri ya da huzur kaynağı gibi gösterilmesi bende bir miktar rahatsızlık yaratmış olsa da toplumsal olarak ön plandaki bir şahsiyetin bisiklete biniyor olması ve bunun alenen gösterilmesi ile ilgilenmiştim genel olarak. Bizde bu tür şeyler parmakla gösterilir halde olduğu için daha bir dikkat kesildim. Cumhurbaşkanından aşağıya doğru inersek, başbakanın, bakanların, belediye başkanlarının bisiklete sadece şov yapmak ya da medyatik bir olaya katılımcı olup yayın organlarında yer aramaları dışında pek de bindiklerini sanmıyorum. Ama aklımın bir ucundan kısa bir film şeridi olarak şöyle alel acele hepsini bir bisiklet üzerine yerleştirmeye çalışmadım da değil, ama ne yapalım, olmadı.

Sandomierz

Sandomierz

Sonunda dizinin Türk televizyonlarında yayınlanabilecek bir versiyonunu da hayal ettim biraz. Nasıl mı? Bilmem fena değil gibi ama senaryo yazarının aşması gereken sorunlar olacak illaki. Sabahın ilk ışıkları ile evinin bahçesinden bisikletini sürerek çıkarken görülüyor imam Mehmet. Sabah namazından sonra kahveciden haberleri alıyor, dün yaklaşan bayram öncesi yapılan tatlıcılar arasındaki yarışmada zehirlenenler olmuş kasabada. Ölen yok; ama şüpheli bir durum ve üzerinde düşünmeye değer. Bisikletine atlayıp olay mekânına giderken görüyoruz İmam Mehmet’ i bu haber sonrasında. Kim zehirlenmiş, ne zaman olmuş gibi soruların cevabını birinci ağızdan duyma çabası ile her bulduğu ile konuşuyor.

Kasabalının yaklaşan bayram yerine bu durumu tartışıyor olması canını sıkıyor imam Mehmet’ in ve kurgular yapıyor kafasında. Kimyasal bir maddeyi tahlillerde fark eden doktoru arkadaşı olan polis amirine bu durumu aktarırken kulak misafiri oluyor, “Ne olmuş olabilir ki?” diye lafa girip gelişmeleri öğreniyor. Öğle namazı geldi çattı, İmam Mehmet kasabanın meydanından bisikleti hızlıca geçerken olup bitenler yüzünden zaten şaşkın halde olan ahali bakıyor arkasından. Bisikletine atlayıp gittiği camide öğle namazını kıldırdıktan sonra ikindiye kadar fazla vakit yok, kafasında cevabını aradığı soruların çözümü için kasaba meydanında buldukları ile konuşuyor ve fısıltı gazetesinin son baskısını ediniyor. Kasabanın en önemli iki ustasının birinin tatlısında çıkan bu zehirli madde akla hemen diğer rakibini getiriyor ama hala eksik olan bir şeyler var.

İkindi sonrası ise karakola uğruyor, bisikletini bütün Türkiye’deki bütün karakolların önünde bulunan bisiklet parklarında birine park edip giriyor içeriye.  Ne de olsa kasabanın polis amiri bizim imamın eski arkadaşı ve son gelişmeleri öğreniyor. Evine dönerken kafasında hala bu durumu düşünüyor, yarışma sırasında kasabanın bu en iyi tatlıcısının başına gelenler sonrası rakibinin hemen suçlanması ile gözden kaçırılan bir durum var gibi. Hem bu tatlıcının eski ortağının oğlunun da ortalıkta olan bunca şeye şaşırmamış olması da garip. Bisiklet üzerinde düşünceli bir biçimde imam portresi var bu planda. Ertesi gün ya da onu takip eden gün bizim imam bilmecenin tüm parçalarını yerlerine yerleştirmiş olarak suçluyu buluyor, son karede imamımıza tatlıcının eski ortağının oğlunu içini dökerken görüyoruz. Yıllar önce babasının tariflerini çalarak giderek meşhur bir usta olan ve bir süre sonra babasını yanından atan ustadan öç olmak istemiş anlaşılan oğlu. Polislerde durumu fark ediyor ve imam ile suçlu konuşurlarken sahneye yürüyerek giriyorlar, artık tüm olay açıklığa kavuşmuş durumda.

Buraya kadar her şey iyi hoş ama arama motorlarında yaptığım kelime bazlı aramalarda imam ve bisiklet sonuçları tüm hevesimi de kaçırmaya yetti. Şeytan arabası ile bir imamı birleştirmek zor bir iş galiba. Zaten dizi boyunca imamı sokaklarda göreceğimiz için diyanet işleri de bu duruma el atar büyük bir olasılıkla  “Ne oluyor orada?” diye.

Benzerini bulduk:

 Leave a Reply

(required)

(required)